Etnoloji nedir?

İnsan ırklarının nereden geldiklerini, nasıl geliştiklerini ve nasıl yayıldıklarını inceleyen bilim koludur. Arkeoloji, tarih, antropoloji gibi bilimlerden de faydalanır, irk ve soy gibi dallanıp budaklanmaları da İnceler. Maddi manevi kültürleri etnoğrafyanın malzemelerine dayanarak açıklar. Genel anlamda insanlığın kültür tarihini aydınlatmaya çalışmaktadır. folklor karşılığı olarak da halkıyat kullanılmaktadır. Düğün, bayram, cenaze, kandil geceleri, doğum, isim koyma, bazı batıl inanışlar, türkü, masal, ninni halk hikayeleri, menkibe, bilmece, oyun, atasözü, deyimler, tekerlemeler, halkıyat (etnoloji)ın içine girer.

Tarih, dil, din, arkeoloji, ruhiyat, içtimaiyat, sanat tarihi, hekimlik, bitkiler ve hayvanlarla ilgili ilimler de etnolojinin içinde yer almaktadır. Etnolojiyi, halkıyat kelimesi olarak tarif etmek, etnolojinin sahasını daraltmak olur. Halkıyat, etnolojinin içinde bir bölümdür. Etnoloji, belli bir ülkede yaşayan, belli bir insan toplumunun kültürünü, yaşayışını ve tarihini inceler. Yakın zamana kadar batı uygarlığı dışındaki bölgelerde yaşayan insan topluluklarını konu alan bu bilim dalı şimdi folklorla birlikte batıdaki toplulukları da ele almaktadır. Etnoloji ele aldığı konulara göre dil etnolojisi, din etnolojisi, müzik etnolojisi, genel etnoloji ve yöntemleri v.b. bölümlere ayrılır. Etnografya da etnolojinin bir dalıdır. Ancak etnografya küçük bir grubu ya da toplumu derinlemesine ve ayrıntılı olarak incelediği halde, Etnoloji etnografyanın topladığı malzemeyi işler, bunlara dayanarak karşılaştırmalar ve genellemeler yapar.

Etnoloji, ancak XVIII. yy’ın ikinci yansında bir insan bilimi özelliği kazanmıştır. Ama daha Eskiçağ’dan bu yana, tarihçilerin, coğrafyaciların, doğabilimcilerin ortaya koydu­ğu bir etnoloji-öncesi düşünce vardı, insan toplumlarına ilişkin karşılaş­tırmalı bir incelemeyi, ilk olarak Herodotos yapmış, XVIII. yy. felsefecileriyle birlikte etnoloji, egzotizm­den hümanizme geçmiş, söz konusu felsefeciler, XX. yy. etnolojisinin dayanacağı iki temel doğrultuyu taslak olarak ortaya koymuşlardır: İnsansal olgunun toplumsal bir olgu olduğu ve insanoğlunun ancak karşılaştırmalı biçimde incelenip anlaşılabilecek kurumlan bulunan bir toplumun üyesi olduğunun kabul edilmesi; insanlığın, “vahşilik”ten uygarlığa doğru ilerlediği düşünce­si.

etnoloji

Etnoloji terimini ilk olarak Chavannes, 1787’de Essai sur l’education intellectuelle avec le projet d’une Science nouvelle (Yeni Bir Bilim Taslağıyla Zihinsel Eğitim Üstüne Deneme) adlı yapıtında or­taya atmıştır (Chavannes, bu bilim dalım, evrimcilik çerçevesi içinde, tarihin insanoğlunun incelenmesine yönelik bir kolu olarak görüyordu). “Etnografya” terimiyse, ilk olarak 1810’da Almanlar tarafından kullanıldı ve XIX. yy. başlarında Paris’e yerleşen İtalyan Balbi, fransızca yayımladığı birçok yapıtla, özellikle de Atlas ethnographique du globe’la (Yerkürenin Etnografya At­lası, 1826) terimin yaygınlaşmasını sağladı.

XIX. yy’ın başlarında etnoloji, ırkla­rın incelenmesine yöneldi; bir başka deyişle, çeşitli insan tiplerinin ayırı­cı özelliklerini ve ırksal bütünlerin oluşumunu incelemeye girişti. Etnografyaysa, dilsel özellikleri ba­kımından insan ırklarını tanımak ve saptamak amacına yöneldi. Robert Lowie, The History of Ethnological Theory (Etnoloji Kuramının Tarihi, 1937) adlı yapıtında, Meiners ve Klemm’in, tam anlamıyla etnoloji araştırmasını başlattıklarım ileri sürdü (çünkü ona göre, söz konusu bilginlerin her ikisi de etnolojinin ne olduğu konusunda yeterince açık seçik bir görüşe varmışlardı).

Alman bilgini Klemm, yolculukla ilgili anlatılardan sağlam belgeler çıkarmış ve bunlara dayanarak kuramsal bir sonuca varmaya çalış­mıştır. Klemm’e göre, insanlığın ev­riminde üç aşama vardır: Vahşilik; boyun eğme; özgürlük. Ayrıca, in­sanlığı, “etkin ırklar” ve “edügin ırklar” diye ikiye ayırmış ve edilgin ırkların, geçmişten kalan tö­releri yalnızca taklit ederek aktar­dıklarını ya da fatihlerin törelerini benimsediklerini üeri sürmüştür. Klemm’in bu ayrımı, günümüzde, birikimci model ile taklitçi model, çağdaşlık ile çağdışılık arasında gö­zetilen ayrıma benzemektedir. Ama Klemm, söz konusu ayrımın kültürle değil, ırkla ilgili olduğuna inanmış­tır.

Etnoloji kuramları ve okulları

XIX. yy’da, etnoloji uzmanları belir­gin okullara ve çığırlara aynlmışlardı. Bazüan belirli topluluklar içinde yer almakla birlikte, birbirleriyle bağlantılıydılar. Gerçekten, etnoloji uzmanlanmn birbirine kar­şıt topluluklara bölündüklerini san­mak doğru olmaz. Çeşitli ırklann doğuştan yetenekleri konusunda aralannda ne kadar görüş aynlığı olursa olsun, ciddi araştırmacüar, bu aynlığın pek önemli olmadığım düşünürler. Robert Lowie’ye göre çevrecilik, ırkçılık, ilkel ve mantık- öncesi durum kavramı ile bir ilkel düşüncenin varlığı kavramı konularındaki dört yanlış bir yana atılmıştır. Etnoloji uzmanlarının ortaklaşa be­nimsedikleri başlıca eğilimler ara­sında evrimcilik, yayılmacılık, işlevselcilik, yapısalcılık sayılabilir.

Evrimcilik

Evrimle ilgili biyoloji kuramlarının (lamarkçılık, darwincilik) etkisinde kalmış olan bu görüş, insanlığın, toplum ilerledikçe geliş­tirdiği içsel yatkınlıkları kendinde taşıdığını ileri sürer.İnsan toplulukları, toplu bir hareke­tin etkisinde bulunan birleşici bir öbek olarak görülür, insanlık, belli sayıda “evreler” geçirmiştir; bütün toplumlar da aynı tekçizgili evrimi izler. Çünkü, gelişme, kültürün her düzeyinde, yönlendirici bir çizgiyi izleyerek gerçekleşir. Toplumsal olayların şu ya da bu düzeyine (iktisadi, teknik, dinsel düzeyler) verilen öneme göre, evrimcilik çeşit­li biçimler almış ve üstün düzey olan “uygarlık”a varmadan önce insan toplumlarının geçmesi gereken asa malan, değişik biçimde saptamıştır.

Bu akımın başlıca temsilcisi olan A.B.D’li insanbüim uzmanı Lewis H. Morgan, Ancient Society (Eski Top­lum, 1877) adlı yapıtında, insanlığın evriminin üç ana dönemden geçtiğini belirtmiştir: Vahşilik; barbar­lık; uygarlık (bunlar, da alt-dönemlere ayrılırlar). Marx ile Engels, Morgan’ın ün kazanmasına önayak olmuşlar ve marxçılık bu bilgini, “yeni bilim”in kurucularından biri olarak benimsemiştir. Tylor, Frazer, Marett gibi etnoloji uzmanları da evrimci okula bağlıdırlar.

Yayılmacılık

Evrimciliğin eleşti­rilmesinden doğan bu görüş, evrim­ciliğe karşıt olarak, toplumlarm, toplu bir hareketin etkisi dolayısıyle değil, aralarındaki ilişkiler dolayı- sıyle evrimden geçtiklerim ileri sürer. Yayılmacılığa göre, bir top­lumun kültür tarihini ortaya koyar­ken, bu toplumu kuran öğelerden çoğunun dışardan alınmış olduğunu, ayrıca, icat yapma süreçlerinin sey­rekliğinden dolayı, ancak sınırlı sayıda “yayılma merkezi”nin (ya da kültür yuvasının) bulunduğunu göz önünde tutmak gerekir. Bir icat ve yenilik, belli bir yerde ortaya çıkar ve başka toplumlara, yayılma yoluy­la ulaşır.

“Kültür karmaşası” ve Kulturkreise kavramlarım kullanan Viyana okulu da, ilgi çekici sonuçlara varmıştır; ama dünya çapındaki genellemeleri dolayısıyle, yayılmacılığa yöneltilen aynı eleştirilere açıktır. İngiliz W.j. Perry ile Elliot Smith’in temsil ettiği “aşırıyayılmacılık”sa, bu açıklama ilkesinin tuhaf sonuçlara varmasın­dan başka şey değildir: Söz konusu bilginler, bir tek kültür yayılma merkezini (Eski Mısır) kabul eder­ler. A.B.D’li etnoloji uzmanı Franz Boas (1858-1942), yayılma olayının saptanmasının ve belli sınırlar içinde incelenmesinin, kültür değiş­melerinin incelenmesinde zorunlu bir hazırlık aşaması olduğunu söy­leyerek, bu olaya, akla yakın bir yer ve rol vermiştir.

İşlevselcilik

Her toplumsal olay ve her kurumun, bir bölümünü oluş­turduğu toplumsal varlığın bütünüyle olan ilişkileri içinde incelenmesi gerektiğini savunan işlevselci anla­yışa göre, bir kültür, artsüremliliğe başvurmadan eşsüremlilik içinde, yani tarihsel verilere dayanmadan, güncel durumu açısından ele alınıp kavranmalıdır. İşlevselciliğin kurucusu, bu yönte­min varsayımlarını Argonaufs of the VVestern Pacific’te (Batı Büyük Ok­yanus Argonautları, 1922) açıkla­yan Bronislaw Malinowski’dir (1884-1942). Aşırılıklarım benimse- meksizin (bunların başlıcası, kültür billurlaşmasını temsil eden kalıntı­ların ve geleneklerin önemim yad­sımaktır) işlevselciliğe dolaylı biçim­de bağlanan Marcel Mauss da, her toplumsal olayın, bir “bütünsel olay” olduğunu ve bütün olaylarm karşılıklı birbirine bağımlı bulundu­ğunu ortaya koymuştur.

Sözü edilen büyük eğilimlerin yanı sıra, teknoloji kuramları ve okullar arasında, yerlilerin yaşam ve düşü­nüş biçimlerine uygun düşmeyen kavramları uygulamaya yönelen Durkheim okulunun ‘ ‘ruhbilimcilik”i- ni insanlığın ilk aşamasında her şeyin canlı olduğunun düşünüldü­ğünü ileri süren E.B. Tylor’m (1832- 1917) “cancılık”ım, Lucien Levy- Bruhl’ün çoğunlukla yanlış anlaşıl­mış olan ve ilk ortaya atildığında iki ayrı düşünce karşıtlığı üstünde önemle durarak, mitosçu düşünce­nin “ilkellere” özgü bir düşünce olduğunu ileri süren “ilkelcilik”ini saymak gerekir. Yakın dönemde, özellikle psikanaliz yöntemlerinin toplumsal olguların yorumlanması­na uygulanmasının etkisinde kalan eğilimler de ortaya çıkmış, Linton, Kardiner, Benedict, Mead gibi bazı araştırmacılar, bir topluluğu öbürle­rinden ayırt eden özgül kültür nite­liklerini ortaya koymaya çalışmış­lardır.

Yapısalcılık

Gene yakın dönem­de ortaya çıkan yapısalcılık bir yöntemdir ve Claude Levi-Strauss tara­fından, etnoloji alamna sistemli biçimde uygulanmıştır.

Folklor ve etnoloji

Folklor da etnolojinin bir bölümüdür, ingilizce folk (halk) ve lore (bilim) sözcüklerinden yapılmıştır, ilk ortaya atıldığı 1946 yılından beri bu terimin anlamı oldukça değişmiş ve bu söz şimdi daha çok halk oyunları ve giysileri için kullanılmağa başlamıştır. Buna halkbilim de denir ve bir bölgede yaşayan halkın kendine özgü kültür yaratmasını, geleneklerini, törelerini, çeşitli kültür ürünlerini incelemek bu bilim dalına girer. Etnoloji insan topluluklarının yaşa-yışıyla uğraştığı için antropoloji ile de akrabadır.

Türkiye’de etnoloji

Türkiye’de etnoloji çalışmaları Cumhuriyet döneminde büyük bir canlılık kazandı. Etnografya ve folklor çalışmaları, çoğu yerde halkevleri ve halkodaları aracılığıyla halka ve geniş kitlelere mal edildi ve çeşitli bilim kuruluşları tarafından ele alındı. Ankara’da Etnografya Müzesi kuruldu (1930). Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu da Türk etnolojisinin gelişimine önemli katkıda bulundu. Özellikle Türk Dil Kurumu yaptığı yayınlarla etnolojik malzemey büyük ölçüde zenginleştirdi.

Sözlükte "etnoloji" ne demek?

1. Budunbilim, ırkiyat.

Etnoloji kelimesinin ingilizcesi

n. ethnology
Köken: Fransızca